Vazgecmem.NET

Anasayfa Yönetim Forum Kurallarımız Bize Ulaşın
Go Back   Vazgecmem.NET >
Vazgecmem.Net ~Eğitim~
> Sınavlar ve Hazırlık - ÖSYM > Tez, Makale, Ödev ve Ders Notları
Vazgecmem.NET @ Facebook Hayran Sayfası



Konu Bilgileri
Konu Başlığı
Resim Ve Bilim İlişkisi
Konudaki Cevap Sayısı
0
Şuan Bu Konuyu Görüntüleyenler
 
Görüntülenme Sayısı
204

Yeni Konu aç  Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 02/05/2014, 11:03   #1
Durumu:
Çevrimdışı
Dışı tenha insanın, içi mahşer.
Üyelik tarihi: Apr 2014
Üye No: 16
Bulunduğu yer: ѕєѕѕizLiк
Mesajlar: 19.902
Konular: 4850
Aldiği Teşekkürler: 6020
Beğendikleri : 4969
REP Gücü : 48
REP Puanı : 2504
Ruh Halim: Suspus
Burcu:
Takımı:
İsim: LaL
Arrow Resim Ve Bilim İlişkisi




Resim Ve Bilim İlişkisi


Andre Lhote, "Traite de la Figure" adlı kitabın*da, resim öğrenimi ile musiki öğrenimi arasında çok ilginç düşünceler yürütür. Resimde bilimin, daha doğ*rusu sanatla ilgili geniş kültürün önemini olanca açıklığı ile anlatan bazı parçaları çevirip bu bölüm ba*şına koymakta fayda bulduk.

Mozart'dan bugüne, diyor Andre Lhote, yüzler*ce çocuğun, çok erken yaşlarda, şaşılacak kadar ol*gun bir musiki kabiliyeti gösterdikleri, bilgileri, kül*türleri daha gelişmeden kompozisyon alanında kuv*vetli eserler başarabildikleri biliniyor. Bu olay, yal*nız olağanüstü kabiliyet gösteren küçük "dâhi"lerde değil, daha ilkokul çağındaki çocuklarda da rastlanır.
Bu nedendir?

Müzik sanatı, kompozisyon yapmak isteyene, ke*sin olarak nizamlandırılmış bir takım temeller sunar. Musikinin şaşmaz ilkeleri bu sanata çalışmak isteye*ne sağlam, güvenilir temeller sağlar. Piyano, klavye*sine basınca bir takım sesler çıkaran bir nota toplu*luğu olduğu gibi, musiki temelleri de peşin düzenlen*miş, kanunları kesin olarak ayarlanmış bir disiplin*ler topluluğudur. İçgüdüsünün itişi ile musiki sanat*çısı olmak isteyen çocuk yada genç, bocalamadan ilerlemesini sağlayacak bu disiplinlerden faydalanır. Gençlerin daha pek erken çağlarda musiki alanında başarı sağlamaları, hiç değilse yarı yarıya, bu disip*linlere dayanır.

Müzikte kapris, hayal gücü, fantezi ne kadar da gelişmiş olsa bunlar, armoni'nin, solfej'in, kontröpuan'ın şartlarına esir olmaya mahkûmdur. Sanatçının, musiki örgüsü dışına çıkması imkânsızdır.

Bu demek ki kompozitör, eserini, peşin kesin*leşmiş bir takım kanunların hizmetine verecektir. Müzik sanatındaki kesin disiplinler sayesinde genç besteci rasyonel bir şekilde çalışıp gelişecek, günün birinde öğrenmiş, hazmetmiş olduğu kuralları kendi sanat mizacının kalıbına uydurarak orijinal eserler verecektir.

Eğer genç ressamın eline, diyor Andre Lhote, daha başlarken, musiki temelleri kesinliğinde temel*ler verile bilse idi ,bugüne kadar yüzlerce "dâhi" res*sam çocuk yetişirdi. Oysa, resim sanatının, daha doğ*rusu bütün plâstik sanatların kesin kuralları var olmakla beraber bunlar, musiki kuralları gibi "hazır" değildir. Uzun, yorucu bir el ve kafa çalışmasıyla ve birer birer elde edilirler. Resme yeni başlayan genç resim "gramer" inden habersizdir. Resimde ne piya*nonun hazır klavyesi, ne kemanın telleri vardır. De*seni, tabiat karşısında uzun, dikkatli etütlerden son*ra, rengi, palet üstünde, teorik bilgilerin yardımıy*la kavrayabilir. Üstelik bu renklerin kimyevi terkiplerini bilmek, tehlikeli boyaları da kullanmamak ge*rektir. Yakın tarihlere kadar ressamın geometri, ma*tematik, anatomi, perspektif bilmesi şart koşulurdu. Kompozisyonlarının geometrik bir düzene vurulması şart olduğu gibi çizdiği vücutların anatomik karak*tere uyması da gerekti. Resmin araçları yaygın, çe*şitli idi. Yağlı boya, sulu boya, pastel, fresk, gravür, tahta, bakır oyma gibi kollarda usta olmak gerekti.

Bütün bunlar yanında ilk bakışta kişiyi şaşırtan olaylar var. Bunlara öncelikle çağımızda rastlanıyor. Eline sulu boya kutusu verilen çocuğun çok kere ol*gun ressamları şaşırtan renk kıymetleri, âhenkleri başardığı, desen ve kompozisyon alanında da çok cesaretli istifler, deformasyonlar yapabildiği görül*müştür. Bazı büyük ressamların çocuk resimlerinden ilham aldıkları da oldu. Bir çok memlekette ilkokul çağındaki çocukların -sınıfın hiç değilse dörtte biri nispetinde- olgun ressamların uzun araştırmalardan sonra buldukları renk âhenklerini bir oturuşta başarıvermeleri incelenecek bir olaydır. İçgüdünün etki*siyle kıvama ermiş görünen çocuk resimleri, uzun, yo*rucu bir çalışma süresinin faydasızlığını akla getire*bilir.

Ne var ki, çocuğun bu başarısı zamanla kaybo*lur. Sekizle on iki yaş arası en güzel yemişlerini ve*ren çocuğun resim başarısı, bilgileri arttıkça, düşünüş mekanizması kristalleştikçe yavaş yavaş söner. İçgü*dünün yerine işlemeye başlayan bilinç, görüş tazeli*ğini silmiş, yerine normal kişinin harcıâlem ölçülerini getirmiştir. Bu olay bizi şu gerçeği kabul etmek zorunda bırakıyor: çocuksu içgüdüden kurtulmuş ki*şi, sağlam bir sanat yapmak istiyorsa, o sanatın ku*rallarını, estetiğini, tekniklerini sabırla öğrenmek zo*rundadır.

Sanat kültürünün bütününe Us-Akıl diyebiliriz.
Büyük sanat çağlarında sanatçılar, ancak ken*di kollarının kültürüne tam olarak vardıktan sonra büyük eserler verebilmişlerdi. Eski ustalar hiç bir çalışmayı rastlantıya bırakmamış, hiç bir büyük işe rasgele başlamamışlardı.

Eski sanat çağları arasında bize örnek olacak başlıca çağ İtalyan Rönesans'ıdır. Dört yüz yıla ya*kın bir süre içinde doğup gelişen bu akım, res*samların olgunluğa varmak yolunda ne gibi bilgi*ler edinmeleri gerektiğine ölmez bir örnektir. Rönesans'ta genç ressamın olgunluğa varmak için ne gi*bi evrelerden geçtiğini düşünelim.

O çağlarda, bugünün sanat okulları, akademile*ri yoktu. Genç öğrenici bir ustanın atölyesine çırak olmak zorunda idi ve çıraklık uşaklıkla başlardı. Ye*ni öğrenici akşam olunca atölyeyi süpürür, siler, pa*letleri, fırçaları temizler, tuvalleri gerer, hazırlardı. Büyük mermer tezgâh üstündeki toz boyaları yağla ezer, kavanozlara koyar, ustanın, kendinden büyük öğrenicilerin çalışma araçlarını hazırlardı.
Yeni öğrenici bir yandan bunu yaparken bir yandan da resme çalışırdı. İlkin heykellerden kara kalem, füzenle desenler çizerdi. Vücut ölçülerini iyi bellemeyi, nispetleri tam olarak ayarlamayı öğrenir*di. Bu çabasında anatomiye çalışması, kemiklerin, adalelerin yerlerini, insan vücudunu inceden inceye bellemesi gerekti. Bir süre böylece heykeller, canlı modeller üstüne çalışıp başarı gösterdikten sonra genç öğrenici ustanın çokluk atölyesinde bulundurduğu kadınlı erkekli canlı modellerden resim etüt*leri yapmaya başlardı.

Rönesans'ın resim atölyeleri, usta sanatçıların bilimle tekniği -kültürle zanaatı- nasıl bağdaştırabildiklerine örnektir. Sanatçı bir yandan anatomi, pers*pektif, mimarlık bilgisi, geometri ve matematik, fel*sefe, Yunan mitolojisi gibi bilimlere çalışırken, bir yandan da tuval germe, hazırlama, boya ezme, yağ*ları, vernikleri ayarlama gibi resmin işçiliği ile ilgili bilgilere sahip olması gerekti.
Gösterdiği başarıya ayarlı bir süreden son*ra, - bu çalışmalar yıllar sürebilirdi - genç sanatçı ustaya yardım hakkını elde etmiş bulunuyordu. On dokuzuncu yüzyıldan bu yana alışılan orta ve kü*çük çapta tablolara kıyasla Rönesans devrinin anıtsal yapıtları göz önünde tutulmazsa bu yardım sözüne şaşılabilir. Sanat plânında çırak ustaya nasıl, neden yardım eder gibi bir soru doğar içimizde. İtalya'yı baştan başa kaplayan kiliseleri, sarayları ve türlü yapıları, o yapıları süsleyen koca koca duvar resim*lerini düşünecek olursak böyle büyük çapta eserlerin ancak ekip çalışmalarıyla meydana getirilebileceğini anlarız.

On, on beş metrelik bir duvar tablosu, yada bir fresk siparişi alan usta bu işi ancak çırak ve öğren*cilerinin, yada yetişkin ressamların yardımı ile başa*rabilirdi. Hele sürüldükten bir kaç dakika sonra kuruyu veren, tutkal ve yumurta akı ile hamur edilmiş fresk boyalarının büyük bir çabuklukla işlenmesi gerekti.
Rönesans çağında Raphael gibi, Tiziano, Tintoretto gibi büyük ressamların atölyeleri irili ufaklı yüz*lerce tabloya çalışılan yerlerdi. Ressamlar bir yan*dan kilisenin, bir yandan sarayın, zenginlerin sipa*rişlerini yerine getirmek için kalabalık yardımcı ekip*lerini çalıştırmak zorunda idiler. İşte, gençler için ideal okul bu ekip çalışmaları, büyük bir ustanın atöl*yesinde geçen toplu çaba yılları idi.
Artık genç sanatçıyı, yetişmiş, resmin tekniğini iyiden iyiye kavramış olarak ustanın tablosu önünde düşünebiliriz. Usta taslakları yapmış, proje ve ma*ketleri düzenlemiştir. Genç ressamın ustaya yardımı, önemsiz kısımlara çalışmakla başlamıştır. Örneğin, ilkin hafif hafif, sulu, şeffaf katlar halinde sürülmesi gereken kısımlar örtülür. Paha sonra yer, gök, fi*gürlerin elbiseleri boyanır. Böylece hazırlanan tab*loya usta artık el koyabilir, çabuk bitirebilir. Genç ressam onun tarzını, tekniğini öyle benimsemiştir ki usta tablonun ötesine berisine dokunmak, en na*zik kısımlar olan yüzleri, elleri işlemekle yetinebilir.

Rönesans sanatçıları genel olarak evrensel kül*türlü kimselerdi.
Ortaçağın yobazca din duygularına, mistik inançlarına karşıt büyük bir devrim başaran Röne*sans sanatçıları, daha on beşinci yüzyılda eski uygar*lıkların sanatına, felsefe ve düşüncesine merak sar*mışlardı. Sanatçılar, hele ressamlar, din konusundan başka konuyu ele almak istemeyen Ortaçağ adamlarına karşıt, Yunan mitolojisini incelemeye başlamış, çok Tanrılı olan bu Mitolojinin temalarını, konularım tablolarına işlemişlerdi.

İtalyan Rönesans'ı özellikle insan üstünde dur*maya başlamıştı. İnsanın ruhu kadar vücudu da res*samları ilgilendiriyordu. Eski Yunan heykeltıraşlığına bunca büyük eser kazandıran kadın vücudu ön plâ*na alınmıştı. Rönesans ressamları, dinî resimlerde bi*le çıplak kadın vücudunu serbestçe işlemekten kaçın*mıyorlardı. Ortaçağ heykel ve resimlerinde göze çar*pan ince bacaklı, şişkin karınlı kadın vücutları yeri*ne eski Yunan heykeltıraşlığından ilham alan dolgun vücutlar, denkli ölçüler plâstik sanatı zenginleştiriyordu.
Ressamlar genel olarak bilime büyük önem ve*riyorlardı. Heykeltıraş olsun, ressam olsun, ya*zar, düşünür olsun Rönesans adamlarının en belli ka*rakteristiği, bir bölümde ihtisas yapmakla yetinmeyişleri idi. Bu çağ sanatçıları, sanatta olduğu kadar bilimlerde de usta idiler. El ustalığına büyük önem verirlerdi. Çoğunun sanat öğrenimine kuyumculukla başlaması ilgi çekecek bir özelliktir. Kuyumculuk, ya*vaş işleme, sabır, dikkat, ama aynı zamanda el ça*bukluğu ister. Sanatçı gözü ve eliyle, daha doğrusu on parmakla işler. Bu tutum kuyumcuya el elâstiki*yeti verir. (Altını, gümüşü işlemek, kıymetli taşları yontmak, incecik halkaları birbirine bağlamak, bile*ziklerin, yüzüklerin, kolyelerin o gözle görünmeyecek kadar küçük parçalan ile oynamak kuyumcunun elini işletir ve zevkini inceltir. Bu, bir bakıma, resim çalışmasına ideal bir başlangıçtır.
Primitif dediğimiz Rönesans'ın ilk devirlerinde ressamların böylece kuyumculuğa, dekoratörlüğe de çalıştıkları görülmüştü. Boticelli ve Leonardo da Vinci ile başlayan klâsik devirde sanatçılar, evrensel bir kültürü kendilerine mal etmeye çalıştılar. Bilindiği gibi, Leonardo ressam, heykeltıraş, mimar, mü*hendis, mekanik uzmanı idi. Bilimin bütün kollarına merak sarmış, o çağa göre her biri birer devrim olan buluşlar başarmıştı.
Michel Angelo'da aynı vasıfları görüyoruz. Roma'nın birçok mimarlık anıtı, bu büyük ressamın çizdiği plânlara göre yapılmıştır. Michel-Angelo ay*nı zamanda duygulu bir yazar, bir şairdi.
Ressam olsun, düşünür, yazar olsun, hemen he*men bütün Rönesans adamlarında aynı Ümanizma ru*hunu, aynı bilgi edinmek isteğini, bilgiyi ve düşün*ceyi tek koldan değil, birçok koldan yürütmek has*retini görüyoruz. Rönesans adamlarında pek belli olarak kendini gösteren özellik, eski uygarlıkları inceleme, bilim yolu ile insanı yükseltme, dar, kapalı bir din çemberinden kurtularak insan güzelliğini sa*natta yaşatmadır.
Bu bakımdan Rönesans'ı, bugüne kadar süren klâsik bir anlayışın temeli kabul edebiliriz. On sekizinci yüzyıldan sonra kurulan Akademiler, sanat okulları, Rönesans'ın kurduğu klâsik çalışma prog*ramını yaydılar. Sanat tarihi, geometri ve perspektif, estetik, anatomi, -vücut bilgisi- gibi dersler; ressamın bilim sermayesini zenginleştirecek elemanlar bi*lindi. Akademilerde, sınav sırasında gençlere verilen konular, hep tarihten, Yunan mitolojisinden seçildi. Atölye çalışmalarında canlı modelden çizilen etütlerin anatomi kurallarına uygun olması şart koşuldu. Genç ressamların tabiatı incelemeleri, canlandırmala*rı faydalı bulundu.
Büyük ressamların evrensellik özelliği Rönesans’la bitmiş olmadı. Sanatçının aynı zamanda bir bi*lim ve fikir adamı da olması gerektiği artık kökleş*mişti. Sanat yapısının ötesinde kalan bilim kolları*nın gitgide genişleyerek insan ömrüne sığmayacak ka*dar dal budak salması, sanatçının gücü üstüne çıkı*yordu, ama ressamlar, yine kendi kollarının çerçeve*siyle yetinmediler. Ressamlar, yaşadıkları çağların fikir hareketlerine uyup, çoğu düşünür, yazar olarak da ün saldılar.
Örneğin, Yunan düşünce ve estetiğini benimseyen Louis David, Jean Dominique İngres, estetik mesele*leri büyük bir yazara has üslûpla inceleyen Eugene Delacroix, Fromentin, sanatçıda evrensel kültürün temsilcileri sayılabilirler.
Bu örnekleri sınırsız sıralayabiliriz. Empresyo*nizmden bugüne ressamların kültür plânında ne ka*dar geliştikleri biliniyor. Ressamlar, çağlarının yal*nız fikir hareketleriyle değil, fen ve mekanik geliş*meleriyle de ilgileniyorlar. Empresyonizmden soyut sanat akımlarına resmin bilimsel araştırma ve bu*luşlarla yakından ilgili olduğu, onlara paralel, onlara uygun çeşitli tarzlara büründüğü görüldü.
Rönesans'tan bugüne süregelen bu gelişmeler, ressamı, Ortaçağa has dar din çemberinden, kişi*yi duygularından uzak tutan mistik çerçeveden kur*tarıp evrensel bir tip olarak yoğurdu, çağının fi*kir ve aksiyon hızına kattı, toplum hayatının hama*rat ve etkin bir elemanı olarak meydana getirdi.
Hiç şüphesiz, ressam sadece bir bilim adamı, bir düşünür değildir. Buna ömrü yetmez. Yukarıda be*lirttiğimiz gibi bilim kolları derinlemesine o kadar ge*lişmiştir ki, bu kolların teki üstünde durmak bile kişi ömrünü aşar. Bu bakımdan çağdaş ressamın, Rö*nesans anlamında bir evrenselliğe kavuşması imkân*sızdır. Bu böyle olmakla beraber, uygar dünyanın sanatçısının her bilim koluna az çok uyanık olması gerekir.
Bu uyanıklık, ressamın sanat gücünü pekiştire*cekti. Resim sadece bir el ustalığı olsa, değerli res*sam olmak için güzel çizgiler çizmek, uygun renk âhenkleri bulmak yetse; kültür gerekmezdi. Ama ressamı, mesleğinin teknik bilgileri yanında, kişili*ğini dış âleme katan bir düşünür olarak da kabul et*memiz, onu öyle bilmemiz gerekir. Ressam, Zola'nın tarifince, tabiatı "kendi süzgecinden" nasıl geçirecek*tir kültürsüz, düşüncesiz, bilimsiz? Başlarken bü*yük kabiliyetleri olan, tekniği iyi kavrayan, teknik*le bütün güçlükleri yenebilen, ama kültürce gelişme*dikleri için uzun yada kısa bir süre içinde gitgide silinip hızlarını yitiren, sonunda gençliklerinin renk*siz bir gölgesi olarak eskiden öğrendiklerini tekrarlamakla yetinen nice ressam var.
Bu büyük tehlikeyi önleyecek tek çare; genç res*samın, sanat hayatının daha başlangıcında, durma*dan kültürünü arttırmaya çalışmasıdır. Düşünme, yo*rumlama gücünü arttıran kültürdür. Onsuz sana*tın, resmin kaderi, teknik cambazlıklar içinde boca*lamaktır.
Kültürün gerçek olanı, bir de yalancısı var. Ya*lancı kültür, kötü bir madde üstüne vurulmuş ver*nik gibi kısa bir süre parlar, aldatır. Çağımız, sah*te teknikler, sahte kültürlerle dolu. Ümanizma kay*gısı böyle yalancılıklardan uzak, gerçek kültüre bü*tün benlikleriyle inananları doğru yola götürecek*tir.
Bilimin, aklın, kültürün çağımız sanatında da ne büyük rol oynadığını önemle hatırlamamız gerek. Şüphesiz, Rönesans'ta, bilim adamı olmak bugünden kolaydı. Ortaçağın sadece mistik, körü körüne dinsel inançlara yer veren karanlık süresinden sonra bilim kollan araştırmalarına yeni başlanmıştı. Rönesans, sanat ve bilim adamlarının prototipi olan Leonardo da Vinci'nin ressamlık, mimarlık, mühendislik, idrorlik, fizik, kimya, havacılık gibi birbirinden çok ayrı bilim kollarına merak sarması, bunların hepsinde ba*şarılı sonuçlara varması elbette küçümsenemez. Leonardo'nun dehası araştırmalarını yürüttüğü her alanda yaşadığı çağa göre çok ileri teoriler kurmaya, bunları pratik alanda da tecrübe etmeye muvaffak olmuştu.
Ama Ümanizma fikri, bilim sevgisi Rönesans'ta bir "tutum" olarak kalmaya mahkûmdu. Bu tutum Ortaçağ mistisizmasın dan çok daha geniş, her şeye merak saran, her şeyi öğrenip bilmek isteyen yeni bir çağı açmaya yetecek çapta idi. İnsanlık din çembe*rinden kurtulmuştu. Din var olmaya devam ediyordu ama, Allah’a, İsa'ya, Meryem'e inanmak eski uygarlıklar üstüne eğilememek, başka dinleri inceleyememek demek değildi.
Bu bakımdan Rönesans adamları, bilimsel araş*tırmaları sanat çalışmaları ile denkli yürütmeyi ba*şarabilmişlerdi.
Rönesans'ta bir bütün, bir "kül" olarak ele alı*nıp incelenebilen bilim kollan gitgide öylesine geniş*lediler ki, bunları kucaklamak, insan gücünü aşmış oldu. Sonuç olarak sanat araştırmaları ile bilimsel araştırmalar ikiye bölündü, sanat adamı ile bilim adamı başka başka alanlarda çalışmaya başladılar.
Bilim kollarının her biri ayrı ihtisas gerektirecek kadar derinleşmesi, gelişmesi sanatçıları bilimden büsbütün ayırdı mı? Ayırmadı, sadece sanatçının bi*lime karşı bambaşka, yeni çağlara daha uygun bir tutumu meydana geldi.
Çağdaş ressam, eski devirlerde olduğu gibi, us*tanın atölyesini silip süpürmüyor, anatomi, perspek*tif öğrenmiyor, büyük işlerde yardımcı olarak kulla*nılmıyordu. Bu bakımdan çıraklık devresi, başlangıç çalışmaları klâsik çağların sağlamlığından yoksun*du. Usta - Çırak gelenekleri yitirilmişti. Genç ressam, kişiliğini çok daha çabuk bulmak, göstermek zorun*da idi. Klâsik atölyelerde yürütülen formüller, teknikler bırakılmıştı. Genç ressamın, öğrenicinin ça*lışmasını kolaylaştıran reçeteler tarihe karışmıştı. Bu durum karşısında genç sanatçı ne hazır formüller, re*çetelerden faydalanabiliyor, ne de artık iyiden iyiye dallanıp budaklanan bilim kollarını top yekûn kucak*layıp inceleyebiliyordu.
On dokuzuncu yüzyıldan bu yana, çok değişen ça*lışma ve yetişme şartları çağdaş sanatçıyı kendiyle baş başa bıraktı. Usta atölyelerinin yerine Akademi*ler, sanat öğrenimi yapan okullar, enstitüler açıldı. Öğrenici yetiştiren ünlü sanatçılar, Rönesans çalış*ma sistemlerini diriltemediler.
Böylelikle kaderiyle baş başa kalan çağdaş sa*natçı kendi kendini yetiştirmek zorunda kaldı. Bir bakıma teknik güç eski önemini yitirmişti. Eski us*taların fırça kudreti yerine, estetik ve teknik yönler*den "buluş" 1ar aranıyordu. Her sanatçı yeni bir dünya görüşü getirmek zorunda idi. Bir ustanın es*tetiğini, tekniğini tekrarlamak faydasızdı. Ressam, kendinden önce gelenlerin sözlüğüne yeni bir söz katmak zorunda idi.
Bu zor, Rönesans'ın Ümanist ressamı yerine, yep*yeni bir tip yaratmış oldu: Genel bilim yerine, yeni biçimler, yeni teknikler bulma kaygısını güden tip. Empresyonizmden bugüne çağdaş sanatı egemenliği altında tutan bu kaygının gösterilerine bütün mo*dern akımlarda şahit oluyoruz.
Şüphe yok ki, bugünün ressamı eski ressamdan çok fazla çağının problemleri ile ilgili. Müspet bilimlerin bugüne kıyasla emekleme devrinde bulunan Rö*nesans'ta sanatçının sanatından başka bilgiler edin*mesi rahat bir çaba oluyordu. Bu bakımdan "evren*sel adam" tipine Rönesans'ta, yada o devirden önce başka uygarlıklarda sık sık rastlamak mümkün olu*yor. Buna karşılık, özellikle on dokuzuncu yüzyıldan bu yana gittikçe derinleşen bilim kollarının zorluğu karşısında yaratıcı zümre, sanatçı ve bilimci olarak ikiye bölünmüş oldu. Şu var ki, sanat bugün, eski çağlardan çok daha fazla hayat içinde, hayat kav*gaları içinde. Son yarım yüzyılın ideolojik kavgalarında sanatçının da sesi var. Kendi isteği, yada bağ*lı bulunduğu rejimlerin zoru ile sanatçı, toplumunun prensip ve amaçlarını dile getirmeye görevlendirildi. İdeolojik bakımdan tarafsız da kalmış olsa, çağımız sanatçısı toplumun meselelerinden uzak kalmadı, pa*yına düşen kavgayı küçümsemedi.
Bütün bunlar, şüphe yok ki, bu bölümün konusu olan bilimle ilgili. Bilim ise çağlara, bu çağlan karakterize eden fikir akımlarının gidişlerine ayarlı. Kültür bütünlüğünü sağlayan bilim kollarına yaban*cı kalmak, çağının fikir akımları arasında kendi bün*yesine en uygun olanı seçerek ona göre davranmak, toplumunun çalışkan, hamarat bir elemanı olarak ha*yata katılmak gerçek sanatçının ödevidir.



  Alıntı ile Cevapla
Sponsor Reklam
Cevapla

Etiketler
bilim , ilişkisi , resim , İlişkisi


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Kapalı


Forum Hakkında Yasal Uyarı
Powered by vBulletin® Version 3.8.9
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1
Hit Sayacı:  

5651 sayılı kanunun 8. maddesi ve T.C.K'nın 125. maddesine göre; Vazgecmem.Net olan forum sitemize eklenen içeriklerden, içeriği ekleyen kullanıcı sorumludur. Kullanıcı bazlı herhangi bir telif hakkından Vazgecmem.Net sitesi ve site yetkilileri sorumlu değildir. Telif hakkı kapsamında bulunan içerikler ile ilgili hukuksal bildirimleriniz için bu bağlantı ie iletişime geçebilirsiniz bu çevrede, Vazgecmem.Net yönetimi en geç 48 saat içerisinde dönüş yapacaktır.